Romalı Kadın
(...)
O gün Gino ile çıkarken en iyi elbisemi, en iyi iskarpinimi, en iyi bluzumu, en iyi ipek çoraplarımı giymiştim. Hatırlıyorum, elbisem siyah bir ceketle siyah beyaz kareli bir etekten ibaretti. Kumaşı gerçi fena değildi ama, elbiseyi diken terzi annemden bir gömlek halliceydi. Etek çok kısa biçilmişti, arkası önünden daha kısaydı. Öyle ki dizkapaklarım örtüldüğü halde, arkada uyluklarım açıkta kalıyordu. Ceket çok dar olmuş, kol ağızları çok geniş tutulmuştu, buna karşılık kollar öylesine dardı ki, koltukaltlarımı fena sıkıyordu. Ceketin içinde çatlıyordum, bir tarafı eksik kalmış gibi göğüslerim dışarı fırlıyordu. Tozpembe bluzum öyle işlemesiz filan çok sade bir şeydi, kumaşı da zaten ahım şahım değildi. Altından beyaz ketenden en iyi kombinezonum görünüyordu. Siyah parlak iskarpinlerimin derisi iyi, ama modeli eskiydi. Başımda şapkam yoktu, kestane rengindeki kendinden dalgalı saçlarım omuzlarıma dökülmüştü. O elbiseyi ilk kez giyiyor ve bir hayli de beğeniyordum. Bana çok şıkmışım gibi geliyordu. Yolda giderken herkes dönüp dönüp bana bakıyor sanıyordum. Fakat, Gino'nun hanımefendisinin yatak odasına girip de, üzerinde işlemeli ipek örtüsüyle yumuşacık, alçacık geniş yatağı, işlemeli keten yatak takımlarını ve yukardan, yatağın başucuna inen bütün o incecik tülleri ve nihayet odanın dip tarafındaki tuvaletin üçüzlü aynasında kendimi görünce, bir dilenciden farksız olduğumu anladım, sırtımdaki paçavralardan ötürü övünüşümü gülünç ve acınacak bir şey buldum ve düşündüm ki, iyi giyininceye ve o ev gibi bir evde oturuncuya kadar asla mutluyum diyemezdim. Nerdeyse ağlayacaktım. Bir şey demeden, sersemlemiş bir halde yatağa oturdum. Gino da yanıma oturdu, elimi tuttu: "Neyin var?" diye sordu. "Bir şeyim yok" dedim. "Tanımadığım maskara biri var da, ona bakıyorum."
O şaşırmıştı. "Kim bu dediğin?" diye sordu.
"Nah şurada duran biri var ya, o işte" dedim ve yatakta, Gino'nun yanında oturan kendimi gördüğüm aynayı gösterdim. Gerçekten ikimiz de, ama en çok ben, bir kibar evine her nasılsa düşmüş kaba saba iki vahşiyi andırıyorduk.
Bu sefer, kalbimi burkan umutsuzluk, haset, kıskançlık duygusunu anladı ve beni öperek dedi ki: "Ne yapalım, sen de bakmayıver o tarafa." O, tasarladığı şeyler suya düşerse diye korkuyordu. Öpüştük, öpüşmek bana cesaret verdi, çünkü duyuyordum ki, ne de olsa seviyor, seviliyordum.
Ama az sonra gömme kuvveti, nikelanjlı muslukları, pırıl pırıl beyaz fayanslarıyla bir oda kadar geniş banyoyu ve hele dolaplardan birini açıp da hanımefendisinin sık diziler halinde sıralanmış elbiselerini gördükten sonra kıskançlıkla sefillik duygusu yeniden üzerime saldırdı, beni umutsuzluğa boğdu. Bu şeyleri düşünmeyeyim diye içimde şiddetli bir arzu duydum ve biraz durumumu unutmak, biraz da beni ezen cesaret duygusuna karşı koyarak istediği gibi davranabilen biri olduğum sanısını kendime vermek düşüncesiyle ilk kez bile bile Gino'nun metresi olmayı aklıma koydum. İyi giyinemezdim, o ev gibi evim olması mümkün değildi, ama hiç olmazsa zenginler gibi, hatta belki onlardan da iyi sevişebilirdim. "Bu elbiseleri bana neden gösteriyorsun? Bunlardan bana ne ?" diye sordum Gino'ya.
O şaşırarak cevap verdi "Belki merak etmişsindir diye gösteriyorum."
"Nesini merak edeceğim" dedim, "güzel olmasına güzel şeyler, ama ben buraya elbise görmeye gelmedim ki."
Bu sözler üzerine gözlerinin ışıldadığını gördüm. Düşünmeden ekledim: "Daha iyisi gel sene bana odanı göster."
"Benim odam zemin katında" dedi, "istersen oraya gidelim."
Yüzüne bir an bir şey demeden baktım ve hiç hoşuma gitmeyen bir serbestlikle sordum: "Bana neden rol yapıyorsun?"
O şaşırarak: "Ne rolü canım?" diyecek oldu.
"Sen benden iyi bilirsin ki buraya evi gezmeye veya hanımefendinin elbiselerini görmeye değil, senin odana gidip sevişmeye geldik... Öyle ise haydi çabuk olalıım da bir ayak önce işimizi görelim."
Az önce oraya giren çekingen, saf kız, sadece o evi görmekle bir anda değişivermişti. Bu hal beni dehşete düşürüyordu, nerdeyse kendimi tanıyamayacaktım. Odadan çıktık, merdivenleri inmeye başladık. Gino bir kolu ile belimi sarıyordu, her basamakta öpüşüyorduk. Öyle sanıyorum ki, hiçbir merdiven bu kadar yavaş inilmemiştir. Birinci kata gelince Gino duvardaki kapıyı açtı ve beni öpmeyi, belimi sarmayı sürdürerek, servis merdiveninden zemin kata götürdü. Akşam olmuştu, aşağısı karanlıktı. Elektriği yakmadık., karanlık bir koridordan, kucak kucağa, dudak dudağa Gino'nun odasına geldik. Oda kapısını açtı, içeri girdik, kapıyı kapadığını duydum. Bir zaman karanlıkta ayakta durduk, öpüşüyorduk. Öpüşmemiz bitmiyordu bir türlü. Ben kesmek istesem o bırakmıyordu, o kesmek istese bu sefer ben bırakmıyordum. Sonra Gino beni itti, sırtüstü yatağa uzandım.
Gino heyecanlı heyecanlı kulağıma tatlı sözler, kandırıcı sözcükler fısıldıyordu. Amacı beni sersemletmek, elleriyle beni soyduğunu sezdirmemekti. Ama buna hiç gerek yoktu, çünkü kendimi ona vermeyi bir kez aklıma koymuştum, bir de önce beğendiğim elbiselerimden şimdi nefret ediyor, bir ayak önce onları üstümden atmak istiyordum. Çıplak kalınca, Gino'nun hanımefendisi ve dünyada ne kadar zengin kadın varsa onalr kadar, belki onlardan daha güzel olacağım, diye düşünüyordum. Hem sonra, aylardır vücudum o anı bekliyordu, aç ve bağlı bir hayvan, uzun zaman aç bırakıldıktan sonra bağını çözüp önüne yem koyarlarsa ne yapar, tıpkı öyle vücudumun benim iradem dışında sabırsızlıkla, baskı altında kalmış bir arzu ile titrediğini duyuyordum. Onun için sevişme eylemi bana çok doğal geldi ve duyduğum cismani zevke alışık olmadığım bir şey yapmış hissi eklenmedi. Bazı manzaralar vardır, insan daha önce de gördüm sanır da aslında ilk kez görüyordur, ben de öyleydim tıpkı, önceden yapmış olduğum bir şeyi yapmış gibiydim, ama ne zaman, nerde bilmiyordum, bir başka dünyada belki de. Ama bu, Gino'yu öperek, ısırarak, boğasıya kollarımda sıkarak, tutku ile, daha doğrusu hırsla sevmeme engel olmadı. Aynı hırsa o da kendini bırakmış gibiydi. Böylece bana çok uzun gelen bir zaman, boş ve sessiz bir evin iki kat altına gömülü o karanlık küçük odada, şiddetle birbirimizin kucağına atıldık, birbirine en büyük fenalığı yapmaya çalışan ölüm-kalım savaşına tutuşmuş iki düşman gibi, etlerimizi türlü şekilde sıktık, kopardık.
İsteklerimiz yatışıp da, kolumuz kanadımız kırılmış, bitik bir halde yanyana uzandığımızda, içimde bir korku belirdi. Gino bana sahip olmuştu, ya beni artık almak istemeyecek olursa?... Ona, evlendikten sonra oturacağımız evden söz etmeye başladım.
- 792 kere okundu