Oğlak Dönencesi - VI

Anlayabildiğim kadarıyla bir turda beş ya da altı tane parçayı sıraya diziyordu. Sözgelişi ortada bir Valeska'sı vardı. Onu elinde tutuyordu. Birisinin kendisini utanmazca düzmesi öylesine hoşuna gidiyordu ki, Curley'i yeğeniyle de cüceyle de paylaşmaya karşı çıkmıyordu. En sevdiği şey banyoya girip ona kendini suda düzdürmekti. (...) Curley bunlardan oldukça iyi de para sızdırıyordu. Valeska'nın eli açıktı. Ama yeğeni pelte gibi yumuşaktı. Dikleşmiş bir organla, ona dilediğini yaptırabilirdin. Pantolonunun önü açıldığı anda kendinden geçerdi.(...) Doğal olarak Curley de onu yalnız yakalayınca bu aldatıcı havalarının acısını ondan çıkarırdı. Bunu da acımasızca, rahatça yapardı. Pantolonunun önünü azıcık açarak “Çıkar,” derdi. “Dilinle çıkar.” (....) (Çünkü anlattığına bakılırsa, bu arada öteki ikisi de birbirini emerdi.) Neyse. Kadın bir kez bunun tadını aldı mı ona her şeyi yaptırabilirdi. Kimi kez onu ellerinin üstünde çömeltip el arabası gibi odada sürer dururdu...Ya da köpek gibi üstüne biner, o inlerken ilgisizce bir sigara yakıp dumanını bacaklarının arasına üfürürdü. Bir kez bu pozisyonda ona kötü bir de oyun oynadı. Kadını öyle bir işledi ki kendinden geçirdi. Sanki organını bir an rahatlatmak ister gibiydi. Sonra yavaşça kadının içine büyük bir havuç soktu. “İşte Miss Abercrombie, bu her zamanki organımın bir tür hayaleti.” Bunu söyleyip kalkıyor ve pantolonunu ilikliyor. Yeğen Abercrombie öylesine şaşkına dönüyor ki müthiş bir osuruk patlatıyor. Havuç da çıkıyor.(...) Sanki Düzüşme Ülkesinde bir eve yerleşmiş gibi olurduk. Sözgelişi, üst kattaki kız... Karı resital vermeye gittiğinde arada bir çocuğa bakmak için gelirdi.(...) Ama ötekiler gibi onun da, bilinçsizce bilincinde olduğu, kişisel olmayan kişisel bir organı vardı. Bir gece, banyoda azıcık fazla kaldığında kuşkulanarak ne olup bittiğini görmek istedim. Ne yaptığını görmek için anahtar deliğinden bakmaya karar verdim. O da nesi! Aynanın önünde durmuş, küçük organını okşamıyor mu? Öylesine heyecanlandım ki, önce ne yapacağımı bilemedim. Büyük odaya gittim, ışıkları söndürüp divana yatarak onun çıkmasını beklemeye başladım. Orada yatarken tüylü organını, üzerinde gidip gelen elini görür gibiydim. Pantolonumu açıp kamışımı çıkardım. Gecenin serinliğinde kadına beynimden mesaj yollayarak onu büyülemeye çalıştım. Kendi kendime durmadan “Gel buraya karıcık” diyordum. “Gel de organını üstüme yerleştir.”(...) Aklım bir yengeç gibi karanlıkta sessizce kımıldayan organdaydı. Sonunda divanın yanına gelip durdu. O da ağzını açmıyordu. Ben elimi uzatıp sokarken de öylece durdu. Azıcık daha açılmak için ileriye doğru geldi. O güne dek böylesine sulu bir organa el değdirdiğimi sanmıyorum. Elimin altında duvar duyurusu olsaydı, on onbeşini bununla rahat yapıştırabilirdim. Birkaç dakika sonra ineğin çayıra doğru eğilmesine benzer bir doğallıkla eğilip kamışımı ağzına aldı. Bu sırada benim dört parmağım da onun içinde gidip geliyordu. Ağzı dolu olan kadının bacaklarından sular akıyordu.(...) Bu bir çiftleşme cennetiydi.

Bu hikayeyi dinlemek ister misiniz ?