Betsy

   (...)
   Cindy, gözlerini dikip bir an bana baktı. Sesini çıkarmadan teybi yatağımın ayak ucundaki masanın üstüne koydu. Ustalıkla dört hoparlörü kurdu, yatağın yanlarına ikişer tanesini yerleştirdi. Fişi prize soktu. Sonra bana bir göz attı.
   Büyük bandı koy. Geçen yıl Daytona yarışlarında doldurduğunu.”
   Kız bandı kutusundan çıkarıp teybe taktıktan sonra döndü, bana baktı.
   O zamana kadar önümdeki sertlik, belime doladığım havluyu çadır gibi kaldırmıştı. “Soyun”.
   Cindy soyunup yatağın üstüne uzandı. Gözleri üzerimdeydi. Hala tek kelime söylememişti.
   Uzandım, teybi çalıştırdım. Başlangıçta bir tıslama, ardından kalabalığın gürültüsü yükseldi. Motorlar gürleyince ansızın bir patlama sesi duyuldu. Yarış başlamıştı.
   Yatağa çıkıp kızın üstünde ayakta durdum. Dudakları açık, dilinin pembeliği beyaz dişlerini aralarken sanki soluk almıyordu. Ufacık, kütür kütür memelerindeki sütyen iziyle, kalçaları ve bacakları arasındaki bikininin beyazlığından başka, her yanı tunç gibiydi. Mercan pembesi memeleri bana yöneliyordu, bacaklarını araladığında büsbütün tahrik olmuştum.
   Yatağın üzerinde ilerledim, ayaklarımı omuzlarına dayanıncaya kadar koltuk altlarına soktum. Havluyu çektim.
    Artık çırılçıplak kalmıştım. Cindy'nin başının üstünde öylece durdum. Gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Kıpırdamadım. Birden inledi, uzanıp beni yakaladı. Derinden sesler çıkararak, aşağı doğru çekti. Kalçalarının iten ve kıvranan hareketlerine eşlik eden yüzünün üstüne diz çöktüm.
    İhtirasla sevişmeye başladık, ellerini vücudumun duyarlı yerlerinde dolaştırıyor, özellikle orada duruyordu.
    Boğuk boğuk fısıldadı. “Bırak daha yaklaşayım.”
    Önce yana, sonra sırt üstü devrildim. Ayrılmadan, üstüme tırmandı. Yavaşça kendini üzerime indirdi. Kaynar yağ fıçısına batmıştım sanki.
    Cindy: “Ohh!” diye inledi. Yavaş yavaş, ahenkli hareketlerle vücudunu vücuduma sürtüyordu.
    Yarışam motorların kükremesi yatağın etrafındaki hoporlore geçiyor, odayı şiddetli patlamalar dolduryordu. Kız da o seslerle hareket ediyor, arabalar pistin etrafında her tur atışta yeniden zevkin doruğuna yükseliyordu. Heyecanının kaynağını hissediyordum.
    Zevkten çıldırmıştı; inlemeye haykırmaya başladı. Başını şiddetle iki yana salladı, uzun saçları yelpaze gibi açılıyordu. Gittikçe artan bir hızla vurmaya başladı. Ben de aynı ölçüde vuruşlarla karşılık veriyordum.
   “İyi” diye mırıldandı. “Çok iyi.”
     Kollarımı arkasına doğru, iki yanımdan dümdüz uzattım. Bana doğru gelirken, kalçalarına acımadan vurdum. Şiddetle bana çarptı, geri döndü. Gene tokatladım, hareketlerinin ahengine uydurarak vurmaya devam ettim.
    Duvarlara turmanmaya başladı, iniltileri zevk ve acıdan yarı çığlıklara dönüşüyordu. Motorların kükremesi, finiş çizgisine yaklaşırken yükselmeye başladı, neredeyse kızın sesini bastırıyordu.
    Carl Yarborough birden bire, 68 model Mercury'siyle saatte 235 km. 760 m. yaparak hızla finiş çizgisini geçti, kız da, beni son defa zevkin doruğuna çıkarmıştı.
    Dengesini bozmadan bir an üstümde asılı kaldı, gözleri camlaşmış, uzaklara bakıyordu, sonra yavaşça kıvrıldı, üstümden kaydı.
    Sessizce yatıyordu, soluğu yavaşlayıp normale döndü, gözleri açık, benimkilere bakıyordu. “Çılgıncaydı” diye fısıldadı.
    Ona bakmakla yetindim sadece.