Anılar - I

(...)

Onunla başbaşa kaldığımızda, arzudan yanıp tutuşarak, hiç olmazsa gözlerime bir mutluluk bahşetmesi için yalvardım.
- Güzel bacağınızla kalçanızı ucundan görünce ruhumun nasıl bir zevkle dolduğunu sizden saklayamam. Ama meleğim, bu zevke ancak hırsızlık ederek sahip olmaktan utanıyorum.
- Belki de utanman yersiz.

Ertesi gün, hekim gidince, başucunu ve minderlerini düzeltmemi rica etti. İşimi kolaylaştırmak için, zahmet edip, örtüsünü kendi tuttu ve yukarı kaldırdı. O sırada başımı eğmiş onun arkasında duruyordum. Fildişinden iki sütun gördüm, ikisi birleşip bir piramit oluşturuyordu. O anda onların arasında son nefesini vermek benim için en büyük mutluluk olurdu. Kıskanç bir örtü, o tepeyi açlıkla bakan gözlerimden saklıyordu. Bütün arzularım o güzel açıya yönelmişti. Tanrıçamın, minderleri düzeltme işini çok uzun bulmaması, geçici bir süre için de olsa beni memnun ediyordu.

İşimi bitirince, bir koltuğa yığılıp kendime gelmeye çalıştım. Hiç numara yapmayan ve benden bütün zevkleri esirgeyen, üstelik daha fazlasını da vaat etmeyen bu ilahi varlığı seyrediyordum.

- Ne düşünüyorsunuz? diye sordu.
- Tattığım büyük mutluluğu.
- Çok zalimsiniz.
- Hayır, değilim. Beni sevdiğinize göre; bana karşı hoşgörülü davrandığınız için utanmamalısınız. Şunu da düşünmelisiniz ki, baştan çıkarıcı güzelliğinizi boş bulunduğunuz bir sırada gördüğüme inanmak benim de işime gelir. Yoksa bu mutluluk hiç hak etmeyen kötü, kalleş bir adamın da rastlantı sonucu aynı şerefe nail olabileceğini düşünürüm. İzin verin, bu sabah tek bir duyuyla bile ne kadar mutlu olabileceğimi düşünürüm. İzin verin, bu sabah tek bir duyuyla ne kadar mutlu olabileceğimi öğrettiğiniz için size minnettarlığımı bildireyim. Gözlerime de kızabilir misiniz?

- Evet.
- Çıkarın gözlerimi.

Ertesi gün, hekim gittikten sonra oda hizmetçisini öte beri almaya gönderdi.

- Hay Allah! dedi. Gömleğimi giydirecekti, unuttu.
- Tuh! İzin verirseniz onun yerine ben giydireyim.
- Memnuniyetle, ama unutma yalnızca gözlere izin var.
- Kabul ediyorum.

Bunun üzerine korsesini çözüp çıkardı, sonra gömleğini yere attı ve benden beyaz gömleğini vermemi istedi. Kendimden geçmiş bir halde, vücudunun bu güzel bölgesini seyrediyordum.

- Gömleğini versene. Sehpanın üstünde duruyor.
- Nerede?
- Yatağın ayak ucunda. Dur ben kendim alayım.

Böyle dedikten sonra eğilerek sehpaya doğru uzandı. Sahip olmak istediğim her şeyi en güzel yanlarıyla gözlerimin önüne sermişti ve hiç acele etmiyordu. Ölüyordum. Gömleği elinden aldım, tıpkı felçli birinin elleri gibi titreyen ellerime baktı. Bana acıyordu. Ama gözlerimin önündeydi işte. Bütün cazibesini önüme sermişti. Şimdi gözüme bambaşka görünüyordu. Kendimden geçmiş bir haldeydim. Dikkatle kendisini izlediğini gördüm. Kendinden hoşnuttu. Kendi güzelliğinin tadını çıkarır gibi bir hali vardı.

Nihayet başını eğdi, gömleğini giydirdim. Fakat birden üstüne yığıldım. Onu kollarımın arasında sıktım. Bana yeniden hayat vermişti. Onu öpücüklere boğmama ses çıkarmıyor, şimdiye kadar dış hatlarıyla tanıdığım yerlere dokunmama itiraz etmiyordu. Dudaklarımız birbirine kenetlendi. Aşktan baygın bir halde, bir an hiç kıpırdamadan, nefes bile almadan öylece kaldık. Arzularımız karşısında, bu da yetersiz kalıyordu. Fakat arzularımızı rahatlatacak kadar da tatlı bir kenetlenmeydi. Duruşunu öyle ayarlamıştı ki, tapınağa girmem imkansızdı. Sakladığı şeyi ortaya çıkararak savunmasını imkansız hale getirmek için yaptığım bütün hamlelere sonuna kadar direndi.

Yarası kapanıyordu. Artık yataktan çıkıp eski alışkanlıklarına geri döneceği günler yaklaşıyordu.

Kadırgaların başkomutanı Mösyö Renier, Guino'da teftiş yapacaktı. Mösyö F. bir gün önce gitmiş, bana da sabah erkenden filikayla yola çıkmamı emretmişti. Madam'la yemeğimizi baş başa yedik, ertesi gün kendisini göremeyeceğimden şikayet ediyordum.

- Biz de bunun acısını çıkaralım, bu geceyi konuşarak geçirelim, dedi. Odanıza gidin, kocamın odasından geçerek buraya gelin. İşte anahtarları. Oda hizmetçisinin çıktığını görür görmez gelin.

Emirlerini harfi harfine yerine getirdim. Sonunda karşı karşıya duruyorduk ve önümüzde tam beş saat vardı. Aylardan Haziran'dı, kavurucu bir sıcak vardı. O, yatakta yatıyordu. Kollarımın arasına alıp sıkıca sarıldım, o da bana sarıldı. Fakat kendi üzerinde en zalimce baskıyı uyguluyordu. Onunla aynı durumda olursak şikayet edemeyeceğimi düşünüyordu. Sitemlerim, yalvarıp yakarmalarım, dil dökmelerim boşunaydı. Aşkımıza gem vurmamız gerekiyordu. Fakat, bütün bu katı kurallara rağmen, aşkı dindiren o tatlı kasılmayı yaşamaktan geri kalmıyorduk. Aşk adeta bizimle dalga geçiyordu.

Bir süre kendimizden geçtikten sonra gözlerimiz ve dudaklarımız aynı anda aralandı. Birbirimizin hazla aydınlanan yüzlerini görebilmek için, başlarımızı geriye çektik. Arzular yeniden canlanıyordu. Nihayet arzularımızı tatmin edebilirdik. Tam o sırada, gözünün önünde olanca masumiyetimle duruşum dikkatimi çekti. Sanki kızmış gibiydi. Üzerinde sıcağı iyice dayanılmaz hale getiren ve aldığım hazzı azaltan ne varsa hepsini bir tarafa fırlattı, bana doğru atıldı. Hiddetten daha kuvvetli bir şey görür gibi oldum. Adeta gözü dönmüştü. Beklenen anın geldiğini sandım. Onunla aynı hiddeti paylaşıyordum. İnsanın birini daha kuvvetli sıkması mümkün değildir; fakat karar anı geldiğinde çırpınarak elimden kurtuldu ve ateşimi düşürmek için bana buz gibi gelen elini yardıma çağırdı. Öyle ateş ki, yalnız beni değil yedi cihanı yakacak güçteydi.

- Sevgili dostum, ter içinde kalmışsın.
- Kurulasana.
- Tanrım! Bu ne güzellik! Doruğuna çıkan hazzım ani bir ölümle sona erdi. Öyle bir ölüm ki, onun eşsiz tadını benimle paylaşmadın. Ey şanlı kadın, izin ver seni mutlu edeyim. Aşkın beni hala, istediğim an ölebilmem için hayatta tutuyor, ama öleceksem, girmeme izin vermediğin o cennette ölmeliyim.

- Ah sevgili dostum! O cennette bir cehennem ateşi yanıyor. Beni kasıp kavuran o ateşe sen nasıl dayanacaksın? Ah dostum! Bırak. Beni bütün kuvvetinle sık. O mezara yaklaş ama içeri girmekten sakın. İstersen yüreğim, ruhum her şeyim senin olsun. Tanrım! Ruhum eriyor. Onu dudaklarının arasına al, kendininkini de bana ver.

İlgili hikayeler