Ölesiye
(...)
Holün bal renkli halısının üzerinden hiç ses çıkarmadan ilerledik. Salona girip yere uzandık. O, kollarını açıp iki yana uzattı, dizlerini bükerek bacaklarını kaldırdı. Üzerine yattım. Başımı omzuna gömdüm. İsa'nın hala çarmıha çivilenmiş durumda yere uzatılışını düşündüm. Sonra bir elimle onun saçlarını kavrayarak içine girdim.
Orada, öylece yatıyorduk. Konuşmadan, kıpırdamadan. Sonra, en sonunda yüzümü onun yüzüne sürterek dudaklarını öptüm ve zamandan eski olan o çılgınlık bizi içine çekti. Sımsıkı sarılmış onu ısırıyor, paralıyordum ve döne döne inip kalkıyor, inip kalka kalka boşluğa yuvarlanıyorduk.
Daha sonra, şehvetin aşka kattığı zevk ve acıyı tatmaya zamanımız olacaktı. Yaban adamının uygar tenden dışarı fırlayıp kadını koparırcasına kendine çekmesine yol açan beden çizgilerini, açıları keşfetmek için zaman olacaktı. Ayıp ve tehlikeli sözleri söylemek için zaman. Zalim kahkahalarla heyecana gelmek için; kolları bacakları bağlayıp baş döndürücü, iç ürpertici bir kölelikle uyuşturacak renkli şeritler için zaman olacaktı. Gözleri kapayacak çiçekler, kulakları tıkayacak ipeksi yumuşaklıklar için zaman olacaktı. Ve o sessiz, karanlık dünyada, sonsuz sürgün korkusuyla yaşamış olan yalnız erkeğin uluması için de zaman olacaktı.
- 835 kere okundu